7 Mayıs 2007 Pazartesi

250 kontor

Social engineering hikayeleri hep eglencelidir; ama herkes teker teker muhtesem ve super-durust oldugu icin bu hikayeler cogunlukla bir arkadasin basina gelir, veya anlatilirken "ahah, ne denyoymus o da canim, buna kanilir mi" denerek martiniden bir yudum alınır. (Kemeralti kebapcisi tonlamasiyla) Buyrun, kandirilmaya doyamayan insanoglu icin, Jeff Atwood'dan phishing konusunda sik gercekler: Phishing: The Forever Hack.


(Fotograf)

1 Mayıs 2007 Salı

Imagine all the people -

Hic kimsenin bilmedigi bir yer olan Darfur'a iki gidim fayda saglamak icin cirpinan Instant Karma, pek sevdigimiz san'atcilarin yaptiklari Lennon coverlarini iceren 2 CD'lik bisey hazirlamis; Pitchfork'ta gordum ben de. 12 Haziran'da Warner Bros'tan cikacakmis. Bilinsin, yeri gelince satin alinsin.

26 Nisan 2007 Perşembe

Brown - Blue - Violet Sky

Mika beyefendi, sunu soylemek isterim ki; kivircik guzel saclarinizin yanisira nefes kesici de bir sesiniz var. Dinledigim sarkilariniz hakkinda da hemen iki laf edeyim; Relax, Take It Easy'yi begenmedim; ancak Grace Kelly ve Love Today'i delice sevdim; Lollipop, eh. Gecen gun yolda yururken "why don't you like me why don't you like me/ walk oUT THE DOOOORR!" diye haykirdim da, nargile icen amcalar gulumsedi; bana dogru yuruyen anketor vazgecip baskasina yoneldi. (Grace Kelly'yi dinlemeyeniniz varsa surada stream etmek vasitasiyle bunu yapabilir.)

Sevgili Mika'nin youtube'daki ve hype'taki yapitlarina birazdan bakarsiniz, simdi sirasiyla Grace Kelly ve Love Today'i izliycez, haydi bakalim.



16 Mart 2007 Cuma

Yine atti orothpu

- Soyunma odası konusmalari, 1 -

Simdi siz, bunu okuyanlar, bir kisminiz bilir; ufaktan bir basketbol kariyerim mevcut olup, sevgili universitemin fakulteler arasi ligiyle sinirlidir (1. lig yalniz.). Bugunlerde maclar oynanmaya basladigindan pek sevgili spor salonunda bolca vakit geciriyorum, ve haliyle spor dunyasindan harikulade enstantanelere tanik oluyorum. Kondisyonlarini gelistirmek amaciyla zavalli ogrencilerini kocaman tribunun o basindan bu basina kosturan, cift ayak 20 basamak merdiven cikartan hasta ruhlu antrenorler; yuzu sanki her an infilak edebilecek gibi kizarmis ama hala "103...104...huh...105...aci yok...106..." diye mekik ceken hirsli beden egitimi ogrencileri; antrenmana cikmadan once soyunma odasinda ayna karsisinda saclarina gelinbasi yapmaya calisirken saatler harcayan tuhaf "modern dans"cilar, hepsi cok eglenceli; ancak dun aksam antrenman sonrasi soyunma odasinda takim arkadaslarimdan birinden dinledigim bir sey beni cok eglendirdi, simdi onu anlatacagim - buyuk ihtimalle "ya boyle anlatinca komik olmuyo ama cok komik, valla bak".

Ustumuzu degistirirken konusuyoruz, ertesi gun de mac var, konu oraya ve mac yapacagimiz takima geliyor tabii. Sozkonusu takimda guard pozisyonunda bulunan, karpuzlama attigi halde harikulade bir ucluk istatistigiyle oynayan cirkin bir kiz var (gecen sene sirf bu kizin uclukleriyle yenmislerdi bizi). Bu kiz da birazdan bahsedecegim takim arkadasimla (takim arkadasima TA diyeyim, neden isim vermekten kactigimi bilmiyorum su an, yarin bi gun vazgecersem gercek ismini yazarim) tanisiyor; yani haftasonlari sanirim beraber Spil'e gitmiyorlar ama iste kampus icinde gorusuyorlar ediyorlar falan, neyse.

Bir gun TA ile bu ucluk atan kiz (kendisine UAK diyorum) 525'te karsilasirlar. 525 her zamanki gibi delice kalabaliktir. UAK biraz bagirarak konusur ve peltek bir kisidir. Okul arkadaslari gecen seneki maci kameraya almislardir, ve UAK bu kayitlari izleyisini TA'ya 525'teki herkesin rahatca duyabilecegi sekilde anlatmaya baslar:

"Simdi ben izliyorum kaydi, bakiyorum yine ucluk atmisim. (Araya girmeliyim, 's' harfini ingilizce 'death' kelimesindeki 'th'nin okunusu gibi hayal edin lutfen.) Sen de beni tutuyothun. Ben sutu attiktan sonra sen topu izliyothun boyle havada, sayi oluyo; ondan sonra sen donup 'yine atti orospu' diyothun..."

Eheh, o anda kahkahalara bogulmak guzeldi tabii; ama sonuc ne oldu, bugun macta biz bu kizi yine tutamadik, 8 sayi farkla maci kaybettik, yine atti orospu. Bu da boyle bir animdir evet.

(Fotograflar: 1, 2)

10 Mart 2007 Cumartesi

Kank

Bugun (etrafimdaki bircok insana "ya nasil yaaaa????" diye haykirdigim icin haberleri oldugu uzere) bu yasima kadar AB Rh(+) oldugunu bildigim kan grubumun iki ayri poliklinik laboratuvari tarafindan aslinda B Rh(+) oldugu soylendi, sasirdim, uzuldum. (Ki hala buna inanmiyorum, arastiricam.)

Az once sevgili messenger marifetiyle Mert ile konusurken cocukken dusundugum sacmasapan bir seyi hatirladim: A (Rh negatif, pozitif fark etmez, o zamanlar anlamiyordum onu) grubu kan kizlarin kaniydi, B grubu erkeklerindi, cocuklarin kani AB oluyordu. Kanitim da coktu: Annemin kan grubu A, babaminki B, abiminki B ve benimki de AB idi. Hehah. Anne ben erkeg oldum.

9 Şubat 2007 Cuma

Le Grand Content

ISBN 9760806'da gordum, Clemens Kogler adli yetenek kupunun urettigi bir olay, cagrisimin allahi, muhtesem. "Ay ay ben ingilizce anlamaam" diye dusunmeyiniz, anlarsiniz. Edit: Bu grafikli kümeli gunluk yasam seyiyle ilgili bir blog varmis, bikelime gosterdi sagolsun. Jessica'ya da hi demis olayim bu vesileyle, pek guzel yapmis.

3 Şubat 2007 Cumartesi

Audio Kereviz

Yeni blogger eglencesi (ki sobeleme, paslasma, arkadasini gorme, duvar pasi gibi isimleri var) "kendimle ilgili birkac bisey anlatmaca"ya pek sevgili miette sayesinde dahil oluyorum, izleyiniz:

- Yabanci dil ogrenme konusunda hic kimse benden daha hevesli ve daha usengec olamaz, bunu rahatca iddia edebilirim. Yarim yamalak bildigim dillerin sayisi İngilizce disinda dort; oyle ki bana bu dillerden birinde yazilmis bir metin verip "ne yaziyor burda!" deseniz, bes dakika icinde olmasa bile yine de kisa bir sure icinde size donup "ruzgar turbinlerinin arasina sogan koyunca lezzetli olmuyormus" diyebilirim. Ancak yine de bu sahane ozelligimi kimseye soylemem; cunku soyledigim kisi eger yarin bir gun sirin bir tatil beldemizde caresiz bir turist yaklasip "zvantitskaya i brojdevniy?" dediginde "ay sen biliyosun hadi konuskonuskonus" diyerek karnima dirsegini saplarsa oracikta onun canini yakabilirim, ki hic istemem bunu.

- Pencerelerinden en az birinden bir acik otopark gorulebilen bir evde oturmak isterim, ikinci veya ucuncu katta. Mumkunse otoparkin tek bir girisi olsun ve cok da genis olmasin, giris ve otopark. Kucukken oynanan tek karesi bos 3x3 veya 5x5 kareden olusan puzzle'lar gibi, bir anda en dipteki arabanin sahibi gelsin ve otoparkci hemen kafasinda cozum yolunu kursun: "Hmm, simdi once dobloyu ordan cikarip su pejonun yanina koyucaz. Sonra cipi su suzukinin yanina alsak, mavi audiyi de soyle koysak, hah tamam." Ben de bunu yukarıdan izleyeyim, süper.

- Bircok insanin tiksindigi kerevizin yemegine bayilirim. Ustelik oyle "oah kereviz!" diyerek suursuzca yemem; limonu gereginden fazla veya az konmussa bunu fark ederim, patatesler veya kerevizler veya havuclar fazla iri dogranmissa hosuma gitmez, salcalisindansa terbiyelisini tercih ederim (bu "terbiye" konusuna hic girmeyeyim istiyorum.). Kereviz gurusuyum, elestiririm.

Soz sende aylak.